Tanrı Ve İnanç

Doğaüstü olaylarda mücerret kanıtlar sunulur, düşünsel kanıt. Tanrının varlığını her şeye bağlayabilir ya da hiçbir şeyle alakası olmayan bir kalıp diye düşünebiliriz. Bu tamamen inancımıza izafi bir seçenek. Bu yüzden tanrı kesinlikle vardır ya da yoktur demek saçmadır, zira elimizde bunları söyleyebileceğimiz kadar kanıt olsaydı bu kadar tartışma olmadan herhangi bir tarafın doğruluğu kanıtlanırdı.

Big Bang (büyük patlama): Maddenin çok sıcak ve yoğun olduğu bir noktadan genişlemesi sonucu evrenin oluşma teorisidir. Bazıları o maddenin evrene tanrı tarafından bırakılan tohum olduğunu düşünüyor. Bazıları ise o maddenin kendiliğinden oluştuğunu ya da bizim bildiğimiz evrenin dışından bir evrenden geldiğine inanıyor. İki yolda da cevapsız sorular var. Evren sonsuz değildir, başlangıcı vardır ve bazı felsefeciler buna istinaden başlangıcın dış güç tarafından oluşmasının zorunda olduğunu, hiçbir şeyin hiçlikten var olamayacağını savunuyor. Fakat hiçlikten doğurulmayan ve doğurmayan sonsuz güç sahibi bir tanrıya inanabiliyorlar. Diğer görüşte ise hiçlikten bir madde oluşamaz, başka bir evrenden ya da bölgeden gelen bir madde sonucu evrenimiz oluştuysa, diğer bölgenin de hiçlikten var olamayacağı ve onun da başka bir evrenden gelen maddeden oluştuğunu öne süremez miyiz? Böylece bu teori sonsuz bir döngüye girer. Tüm sorulara ve olay örgülerine doğru sorular sorarak, destekli, farklı kaynaklardan bilgiler edinerek doğru cevapları bulmak gerekir.

İnancımızı fikirlerimizle destekleyemiyorsak sadece bize dayatılanlara inanıyoruz demektir. İnanç ise “bence” dinlerden çok önce var olan bir güdüydü. Bir yaratıcı olabileceği hissi, ölümden sonra bir hayat… İnsanların bir kısmı ölümlü olmayı ve tüm parçalarının bu evrende tamamen yok olmasını kabul edemez. İşte tam da bu kabullenemeyiş bizde o hisleri ve inançlarımızı doğurdu. Gerçekten bir tanrı varsa ve adaletliyse bizi yargılayabileceği tek kısım hayatı nasıl geçirdiğimizle ilgilidir, nerede hangi davranışları sergilediğimiz. Bizleri ona inanıp inanmamamız ile yargılarsa bu bizim sınavımız olmaktan çıkıp bir itaat testine dönüşür ve bu durumda da adalet söz konusu değildir. Davranışlarımız ile yargılanacaksak inanıp inanmamak değil, ne yaptığımız önemlidir. Benim dünyamın tanrısını yargılayacak tanrı bundan daha adaletli olmak zorunda.

Yazıyı paylaş