Sosyoloji Nedir?

Sosyolojinin tanımı toplum bilimi olarak yapılmaktadır. Her ne kadar kısıtlı bir tanım gibi görünse de sosyoloji toplumu her alanda, her anlamda analiz etmek, gözlemlemek, sorunları bulmak ve çözüm yolları aramak gibi birçok konuda yardımcı konumunda olan bir bilim dalıdır. Ancak sosyoloji sadece bir bilim dalından fazlasını ifade etmektedir. Tüm bilim dallarını içinde barındırmakta ve o bilim dallarıyla işbirliği içinde ilerlemektedir. Toplum var olduğu sürece sosyoloji de varlığını sürdürecektir.

Peki bu kadar önemli olan bu kavram nasıl ortaya çıkmıştır?

19. yüzyılda toprağa dayalı üretim biçimlerinden, sanayi dönemine geçişle üretim biçimlerinde meydana gelen değişimler ve demokrasi, özgürlük, eşitlik kavramlarınında artık daha çok görünür olması insan yaşamları üzerinde köklü değişimlere neden olmuştur. Bu değişimlerde Fransız Devrimi ile Sanayi Devrimi’nin etkisi var olmaktadır. Bu iki devrim, modern devlet anlayışı ile birlikte sosyolojinin ortaya çıkışınında temel yapı taşları olmaktadır.

Sosyoloji kavramını ilk kullanan sosyolog Auguste Comte olmuştur. Comte, sosyolojininde bir bilim dalı olması tezini savunarak sosyolojinin temellerini atmaktadır. Comte, sosyolojiye ilk olarak “sosyal/toplumsal fizik” adını vermektedir. Sosyolojinin pozitif bir bilim olduğunu ve doğrudan deney ile gözlem yoluyla bilimi açıklayan pozitivizm yaklaşımdan etkilenerek, fiziksel dünyanın incelenmesinde kullanılan fizik veya kimyanın bilimsel yöntemleriyle sosyolojininde incelenmesi gerektiğine inanmaktadır. Ona göre, sosyoloji doğa bilimlerine dayanmakta olup tüm fenomenleri değişmez bir doğa yasalarına tabiidir. Sosyolojinin kurucu isimlerinden biri olan Auguste Comte, Saint-Simon’un sosyal teorilerinden de etkilenmiştir. Ancak her ne kadar Comte sosyolojiyi pozitivist temelde bilim olarak kurmaya çalışsa da bu Emile Durkheim’la mümkün olmuştur. Durkheim, sosyolojiyi ampirik bir yöntemle geleneksel felsefe sorunlarını açıklığa kavuşturacak yeni bir bilim olarak görmektedir. Comte gibi Durkheim’da toplum yaşamını doğal dünyayı inceleyenlerin nesnelliğiyle incelemek gerektiğine inanmaktadır. Karl Marx, kapitalist toplumun çelişkili doğasında burjuvazi ve proleterya arasındaki eşitsizliği, sınıf çatışmasını, emek, değer gibi kavramları ele alarak sosyolojiye farklı bir boyut kazandırmıştır. Marx’a göre proleterya, burjuvaziye karşı çıkarak bir devrim yaparak sınıfsız bir komünist toplum olacağını savunmaktadır.

Yazıyı paylaş

Bir cevap yazın