Maladaptive Daydreaming

Uyumsuz hayaller… Hastalık denilince akla hep olumsuz örnekler gelir. Bu (maladaptive daydreaming) hastalık tam tersine güzel bir hastalık. Sonralardan gündeme gelen ve seviyesi az olsa da bence bir çok insanda olan psikolojik bir durum. Aşırı olmadığı sürece hastalık olarak bakmıyorum. Günlük hayattan, gerçeklikten kopup tamamen kendi düşlerimizde, ütopyamızda yaşamak. Düşlerimizle oluşturduğumuz bir dünya.

Günlük hayatımızda süregelen eylemler, istemediğimiz şekilde gelişebilir ve bazen bunlardan kaçmak için hayallerimize başvururuz. Gerçekleri değil de hayallerimizi yaşarız. İşte gerçeklikten ciddi şekilde kopup tamamen düşlerde yaşayınca durum bir hastalığa dönüşüyor. Tamamen kötü bir durum diyemem, anlık olarak güzel olabilir ama hayatın gerçekleri elbet yüzümüze çarpacaktır; bu yüzden ne kadar erken derinlere dalarsak o kadar çok yol kat etmiş oluruz. Her geçen yıla baktığımızda takıldığımız bazı şeylerin gereksiz olduğunu kendimiz fark ederiz. Bu farkındalıkları daha hızlı bir hale getirmek ve gerçeklere adaptasyon sağlayarak ilerlemeye odaklanmamız gerekiyor. Kendimizi bu duruma alıştırmamız çok daha iyi olacaktır. Bazı insanların gerçekten gerçeklerle bir bağı olamayabiliyor. Çok farklı hikayeler çıkabilir ortaya. Bunları yazmak istemiyorum fakat bu, o insanlar için biraz da olsa iyi bir durum. En azından yaşayamadığı hayatı ütopyasında yaşamaya bir nevi tutunmaya çalışıyor. Hayatın griliklerini göz ardı etmeyin. Hayat siyah ve beyazdan oluşmuyor. Grileri fark etmeye başlayınca aslında hayatın rengarenk olduğunu da anlamaya başlarız. Kendi dünyamızı en sevdiğimiz renklerle boyamamız dileğiyle 

🙂
Yazıyı paylaş

Bir cevap yazın